'Uzay' kategorisi için arşiv

Amerikalı ve İngiliz astronomlar, yeni bir teknikle uzayın şimdiye kadarki en parlak görüntülerini elde ettiler

uzay2.jpg California’daki Palomar Dağı’nda bulunan gözlem evinden, görüntüleri belirginleştiren “uyarlamalı optik” yöntemiyle elde edilen fotoğrafların, yörüngedeki Hubble uzay teleskobuyla görüntülenenlerden iki kez daha net olması dikkat çekiyor.

İngiliz Cambridge ve Amerikan California Institute of Technology (Caltech) üniversitelerinin ortaklaşa çalışmasıyla ortaya çıkan ve “Lucky” adı verilen yeni sistem, şimdiye dek geliştirilen en hassas ışık algılama sistemini kullanıyor. Bu sistemde çok düşük elektriksel parazite neden olan özel bir yonga kullanılıyor ve bu da görüntüde çok daha fazla ayrıntı sağlıyor.

Yeni sistemde ayrıca atmosferik bozulmanın başlayıp durmasını ayırt edebilen bir yazılım sistemi de kullanılıyor. Lucky adlı sistem geliştirilmeden önce yörüngedeki Hubble uzay teleskobunun çektiği görüntüler, atmosferin bozucu etkisinden ötürü yerde kurulu teleskoplarla elde edilenlerden çok daha net oluyordu.

Google, sanal teleskop ‘Sky’ ile yıldızları izleyin

yildizlar_1.jpgGoogle’den yeni bir hizmet daha. Evlerimizden sonra sıra yıldızlara geldi. Gözlerimiz yıldızlara takılacak galiba. Sanal teleskop insanlığın hizmetinde.

İnternet devi Google, Earth adlı dünya haritasıyla uzaydan sokaklara kadar yakın plana inerek kullanıcılarına dünyayı izlettiren programının ardından bu kez Sky adlı yeni bir programla gözleri gökyüzüne çeviriyor.  Google, ’sanal teleskop’ niteliğindeki programla sunulacak olan bu yeni hizmetin, uzay hakkında bilgi edinmeye yönelik bir oyun alanı gibi olacağını duyurdu.

Haziran 2005 yılında kullanıma sunulan Google Earth programının şu ana kadar 250 milyondan fazla indirildiği belirtiliyor. 13 dilde sunulacak Sky hizmetine ulaşabilmek için Google Earth programının son versiyonuna sahip olmak gerekiyor. Sky ile internet kullanıcılarının, yaklaşık 100 milyon yıldız ve 200 milyon galaksiye bakacağı kaydediliyor.

İşte bilimin çözemediği 10 olgu

ufo_s.jpgAşağıdakilerden en çok hangisi kafanızı karıştırıyor, içinizi ürpertiyor? Ya da hangisine yürekten inanıyor, hangisine şüpheyle yaklaşıyorsunuz? İşte bilimin bir türlü açıklayamadığı 10 gizemli olgu. Modern tıp artık pek çok hastalığın çaresini buluyor, son 10 yılda teknolojide gelinen nokta hayal sınırlarımızı zorluyor. Ancak bütün bu sevindirici gelişmelere karşın, evren ve bizim güzel gezegenimiz dünya, hikmetini bir türlü çözemediğimiz sırlarla dolu. Üstelik bu konularda yürütülen çalışmalar, araştırmalar da en azından yakın gelecekte pek umut verici görünmüyorlar. Amerikan LiveScience dergisinde, yüzyıllardır gizemi çözülmeye çalışılan, varlığı ve yokluğu tartışılan, somut kanıtlara sahip olunamadığı için ’sır’ olarak kalmayı sürdüren, bilimin bir türlü kesin ve akla yatkın bir açıklama sunamadığı tuhaf, ürpertici, merak uyandırıcı, en çok konuşulan ’10 Gizemli Olgu’nun listesi yayımlandı. Hayaletlerden UFO’lara, psişik güçlerden ’déjà vu’ duygusuna kadar tartışılan ve bir türlü açıklanamayan 10 fenomen sizi bekliyor.

1- Taos Uğultusu

ABD’nin New Mexico eyaletinde bulunan küçük Taos kentini ziyaret eden bazı turistler ve vatandaşlar, yıllardır, çöl havasında gizemli, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada bulunanlar, Taos vatandaşlarının sadece yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki garip birtakım akustik sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, bazıları da bir çeşit kitle histerisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister doğal, ister doğaüstü olduğuna inanın… Hakkında bilinen bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu garip sesin kökenini ortaya çıkaramadığı. 

2- Büyük Ayak

Bu gizem de Amerika’dan… Yeni Kıta’da yıllar boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri boyutlara sahip, ’Büyük Ayak’ adlı bir yaratığı gördüğünü iddia eden sayısız insan ortaya çıktı. Tüm kıta çevresinde kaydedilen iddialar eğer doğruysa, aslında binlerce Büyük Ayak’ın yaşıyor olması gerekirdi. Ancak bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve tanıkların açıklamalarından başka bir şey yoktu. Görünen o ki bilim mantıklı bir açıklama getiremediği sürece Büyük Ayak da, İskoçya’nın varlığı bir türlü kanıtlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki yerini koruyacak.

3- Önsezi

İster altıncı his, ister önsezi, ister kötü hisler diyelim; hepimizin hayatımızda en az bir ya da birkaç kez garip sezgilerimizi rehber alarak hareket ettiğimiz olmuştur. Elbette bu karamsar hislerimiz çoğunlukla yanlış çıkar. Ancak kimi zaman kimi insanların altıncı hisleri -ne yazık ki- doğru alarm verir. Psikologlar bu durumu açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan çevremizdeki dünya hakkında bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz aslında sadece ’görünüşte bilmediğimiz’ bazı şeyleri biliyor ya da hissediyoruz. Ancak söz konusu bilgiler bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı için, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri için tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göre önsezi kanıtlanması ve üstünde çalışılması zor bir konu.

4- Asla bulunamayan kayıplar

İnsanlar bazen ortadan kaybolur. Bazıları yaşadıkları hayattan kendi istekleriyle kaçar, bazıları büyük çaplı ve cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, bazıları cinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Ancak bazı insanlar vardır ki neredeyse tek bir iz bırakmadan ortadan kaybolurlar, adeta buharlaşırlar. 1872’de Portekiz yakınlarında bulunan ’hayalet gemi’ Marie Celeste’in mürettebatı, Amerikan işçi lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışan insanlardan sadece bazıları. Kaybolan insanlar, normal şartlarda polis soruşturması, itiraflar ya da tesadüf sonucu bulunuyor. Ancak ortada hiçbir olay ve kanıt olmadığı zaman insan ister istemez psişik detektiflerin işe ele atması gerektiğini düşünüyor.   

5- Hayaletler

“Ölü insanlar görüyorum” repliğiyle zihnimize kazınan ’Altıncı His’ filminden, lisedeyken ev partilerinde pek çoğumuzun katıldığı masum ruh çağırma seanslarından, çocukken masal gibi dinlediğimiz korkulu hayalet hikâyelerine kadar ruhlar üzerine hep konuşulur. Hayaletlerin varlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan -içten ya da değil- şahitler pek çoğumuzun yakın çevresinde bile mevcut.         

6- Déjà vu

Fransızca bir kelime olan ’déjà vu’, Türkçede ’daha önce görülmüş’ anlamını taşıyor. Açıklamak istediği durum ise kısaca şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha önceden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Birçok kişi ’déjà vu’ hissini psişik bir deneyim olarak algılar. Birçok kişiye göre ise bunlar önceki hayatlarımızdan davetsiz çıkıp gelen anlık karelerdir. Araştırmacılar ’déjà vu’ ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da de bu tuhaf hissin nedeni bir gizem olmayı sürdürüyor.   

7- UFO’lar

UFO deyince genelde insanların aklına uçan daireler, kısacası uzay gemileri gelse de UFO’nun açılımı ’Tanımlanamayan Uçan Nesne’… Ve bu nedenle evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü söyleyen insanlar var. Ancak bu obje ve ışıklar, aslında uçak mıdır, meteor mudur yoksa gerçekten Marslıların son model uzay gemisi midir, bu bir türlü açıklığa kavuşamıyor.

8- Ölümden sonra hayat

Hayatlarında bir kez ölüme yakın deneyim geçirmiş kişilerin bazıları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır. Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, garip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu deneyimler son derece etkileyici olmakla beraber maalesef kimse ’öbür taraf’tan elinde bir kanıtla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyi başaramıyor. ’Öbür dünya’ meselelerine kuşkuyla yaklaşanlar, söz konusu deneyimlerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu vurguluyorlar. Tabii bu nedenle de son derece doğal ve açıklanabilir olduklarını… Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu konu gizemini koruyacak.

9- İçine doğmak

Hem Doğu hem de Batı toplumlarında, ’önsezi’nin -ki biz bunu halk arasında ’içine doğmak’ olarak adlandırıyoruz- bir çeşit psişik güç olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia eden kişiler, araştırmacılar tarafından pek çok teste tabi tutuldu. Ancak elde edilen sonuçlar her seferinde ya olumsuz ya da muğlak ve şüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, çünkü bir nedenle kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanında azaldığını vurguluyor. Eğer bu tespit doğruysa, bilimin psişik güçlerin varlığını, gelecekte de ne ispat edebilmesi ne de çürütebilmesi mümkün görünmüyor.

10- Beden/Zihin Bağlantısı

Bir efsaneye dönüşen ’plasebo etkisi’ zihinle beden arasındaki muhteşem ilişkinin en basit kanıtı. Bu etki kendini şöyle gösteriyor: Sahte, yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz hasta denekler, dertlerine derman olacak bir ilaç içtiklerini ve dolayısıyla iyileşeceklerini düşündüklerinden kendilerini çok daha iyi hissediyorlar. Üstelik etki kimi zaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de bir düzelme görülüyor. Bazen de yine bu ’yalancı’ ilaçların işe yaradığını kanıtlamak istercesine ilacın etkisiyle acı çekiyorlar. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez zihni neye inanırsa bedeninin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Bu inanılmaz bağlantı çok sınırlı biçimde açıklanabiliyor. Ancak pek çok uzman, zihnin yardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, modern tıbbın yaratabileceği herhangi bir mucizeden kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor. [TEMPO]

Güneş sistemi dışındaki en büyük gezegen keşfedildi

Gökbilimciler, güneş sisteminin dışındaki bilinen en büyük gezegeni keşfettiklerini açıkladı.
 
Bu gezegenin, Jüpiter’den yüzde 70 oranında daha büyük olduğu söyleniyor. TrES-4 adı verilen ve Hercules takımyıldızında bulunan yeni gezegenin yoğunluğunun Jüpiter’inkinden çok daha düşük olduğu belirtiliyor.

Yeni gezegen, Arizona, Kaliforniya ve Kanarya Adaları’nda kurulu TrES teleskop ağı tarafından keşfedildi. TrES-4, dünyadan 1435 ışık yılı uzaklıkta bulunan GSC02620-00648 yıldızının çevresinde dönüyor.

Ana yıldızdan 7 milyon kilometre uzakta olmasına rağmen gezegenin yüzeyinin sıcaklığının 1327 derece olduğu tespit edildi. TrES-4, ana yıldız çevresindeki turunu 3.55 günde tamamlıyor. Bu da yeni gezegende bir yılın bir haftadan daha az olması anlamına geliyor.

Yeni gezegen dünyayla yıldızı arasından geçerken yıldızın ışınlarının yüzde birini engelliyor. Bu da parlaklığını azaltıyor. Gökbilimciler, yeni keşifleriyle işgili ayrıntıları Astrophysical Journal dergisinde yayımlayacaklar.

Bilimadamları, dev gezegenler için kullanılan mevcut bilimsel yöntemlerle yeni gezegenin büyüklüğünü açıklamanın mümkün olmadığını söylüyorlar.

Satürn halkalarının gizemi çözüldü mü?

Bilimadamları, Satür gezegeninin etrafındaki büyük halkalar sisteminin yapısını çözme yolunda önemli bir adım attı. Uzmanları, özellikle G halkası olarak adlandırılan halkanın yapısı şaşırttı. G halkası, Satürn’ün etrafındaki halkaların en dışında yer alanı. Halka, gezegenin merkezine 168 bin, en yakındaki uydusuna da 15 bin kilometre uzaklıkta.

Bilimadamları, yakınlarında bu halkayı oluşturan bu toz parçacıklarını bir arada tutacak manyetik alanı olan bir uydu olmadığı için, halkanın dağılması gerektiğini düşünüyordu. Ancak Cassini uzay aracıyla yapılan gözlemler sonucu, halkanın Satürn’ün en uzaktaki, en büyük uydusu olan Mimas’la etkileşim halinde olduğu ve bu uydunun yarattığı manyetik alanın halkayı bir arada tuttuğu anlaşıldı. Amerikan Uzay ve Havacılık dairesi NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve İtalyan Uzay Ajansı’nın ortak çalışması Cassini-Huygens uydusu sayesinde alınan veriler, bilimadamlarına G halkasıyla ilgili olarak daha önce hiç olmadığı kadar ayrıntılı araştırma imkanı verdi.

Bu veriler G halkasının yapısının diğerlerinden farklı olduğunu ortaya koydu. Halkanın bütününe eşit olarak dağılan toz parçacıklarının yanı sıra, halkanın yaklaşık altıda birinin, büyüklüğü bir kaç santimetreden, bir kaç metreye kadar değişen buz parçalarından oluştuğu anlaşıldı.

Sonraki Sayfa »


Blog içi arama

Blogumuzun tüm içeriğini aşağıdaki arama çubuğunu kullanarak inceleyebilirsiniz.

Blog İstatistikleri

  • 36,222 . Kişisiniz

Arşiv –